Evde dişinizi beyazlatırken hayatınızı karartmayın

Özellikle sosyal medyanın etkisiyle son yıllarda herkes daha beyaz daha "mükemmel" gülüşler talep etmeye başladı. Diş beyazlatma, artık en sık talep edilen diş tedavilerinden biri haline geldi. Ne yazık ki birçok kişi, doktora gitmek yerine evde kendi yöntemleriyle dişlerini beyazlatmaya çalışıyor. Bu da ağız sağlığı bakımından oldukça zararlı sonuçlara neden olabiliyor. 

 

Okyanus Ağız ve Diş Sağlığı Polikliniği’nden Diş Hekimi Yunus Dener, evde diş beyazlatma için sunulan seçenekler ve geri dönüşü imkansız hasarlar verebilen zararları hakkında şu bilgileri verdi:

 

KABARTMA TOZU DİŞ MİNESİNİ YOK EDER

 

“Soda ve bikarbonat, halı temizleme ve kokuları gidermenin yanı sıra, mayalama maddesi ve evde güzellik bakımları için de kullanılıyor.

 

Çoğunlukla suyla karıştırılmış kabartma tozu dişleri beyazlatmak için güvenlidir, ancak bunu yaparken son derece nazik davranmalısınız ve sık kullanmamalısınız. Dişteki lekeleri çıkarmanın yolu, yüzey lekelerini aşındırmaktan geçer fakat bu yöntem çok sık kullanıldığında veya çok kuvvetli uygulandığında diş minesini ortadan kaldırmak gibi bir soruna neden olur. Bu yüzden kabartma tozunu asla doğrudan dişlerinize uygulamayın.

 

MUZ KABUĞU, ÇİLEK, ZERDEÇAL

 

Muz kabuğunun iç kısmının doğrudan dişlere sürüldüğünde hızlı ve kolay parlaklık sağladığı iddia ediliyor. Muz kabuğunun dişleri beyazlatma teorisi, kabuğun yüksek potasyum ve magnezyum içeriğine sahip olması ve dişlere yapışması mantığına dayanır. Ancak bunun etkili olduğuna dair herhangi bir kanıt yok.

 

Çilek de sözde beyazlatıcı madde olarak sosyal medyada beğeni alıyor. Çileğin dişleri beyazlattığı iddiası meyvenin asidikliği nedeniyle lekeleri temizleyeceği yönündedir ki bu doğrudur. Ancak asit bunu dişlerinizi koruyan mineyi aşındırarak yapar, dolayısıyla bu yöntem de kötü bir tercihtir.

 

Zerdeçal, Hindistan cevizi, limon ve ceviz kabuğu gibi farklı beyazlatma uygulamaları da denenmekte ve tavsiye edilmektedir. Ancak bu tür maddelerin dişleri beyazlatmada herhangi bir faydası olmadığı olsa bile yıpratıcı etkileri unutulmamalıdır.

 

HİDROJEN PEROKSİT

 

Genellikle dezenfektan ve ağartıcı olarak kullanılan renksiz sıvı bir kimyasaldır. İnanması zor olsa da hidrojen peroksit bazı insanlar tarafından beyazlatma amacıyla dişlere sürülerek kullanılıyor. 

 

Hidrojen peroksit kullanımı çok ciddi bir durumdur ve kullanacağınız yüksek konsantrasyonlar diş etleriniz için çok kötü olabilir. Düşük konsantrasyonda hidrojen peroksit gargara olarak veya diş macununun içinde kullanıldığında daha güvenlidir. Ancak bunun yine de diş beyazlatma üzerinde fazla bir etkisinin olmayacağını unutmamanız gerekir. 

 

GERİ DÖNÜŞÜ OLMAYAN HASARLAR NELERDİR?

 

Kimyasal ya da doğal gibi görünen diğer yöntemler, diş yüzeyinde yıpranma, ileri derece diş ve diş eti hassasiyeti gibi problemlere sebep olabilir. 

 

Dişleriniz canlılığını kaybedebilir ve enfeksiyona açık hale gelir. 

 

Hidrojen Peroksit diş etine taşarsa buradaki canlı hücreler ölebilir ve kanlanması bozulup diş eti çekilmesi meydana gelebilir. Ayrıca diş eti, dil veya dudak gibi yumuşak dokulara temas ettiğinde yakabilir.

 

Beyazlatma işlemleri kulaktan dolma bilgilerle ve gereğinden fazla uygulanırsa, dişleriniz uzun vadede eski renginden daha koyu bir hal alabilir. 

 

LAZERLE DİŞ BEYAZLATMA YÖNTEMİ

 

Klinik ortamında uygulanan lazerli diş beyazlatma yöntemi, uzman hekim tarafından gerçekleştirilir. Dişlere uygulanan beyazlatma jelinin UV ışığı veya lazer yardımıyla aktive edilmesiyle gerçekleştirilen bu işlem ortalama bir saat kadar sürmektedir. Diş hekimi kontrolünde yapılan beyazlatmanın herhangi bir zararı yoktur. Kliniklerde uygulanan yöntemler yıllar süren araştırma çalışmaları sonrasında onay almaktadır. Kişiden kişiye değişmekle birlikte kahve, kırmızı şarap, sigara dumanı gibi kromojenlere maruz kalmıyorsa, beyazlatılmış dişler genelde bir yıla kadar beyazlığını koruyabilmektedir.

 

DİŞLERİMİZ NEDEN SARARIR?

 

Diş renklenmesinin nedenleri iki ana gruba ayrılabilir: İçsel ve dışsal renklenme. Bazen iç lekelenme olarak da adlandırılan içsel lekelenme, genetik, yaş (zamanla daha sarı dentin açığa çıkaran mine aşınmasından), antibiyotikler, yüksek düzeyde florür ve gelişimsel bozukluklar gibi faktörlere atfedilebilir ve diş çıkmadan önce bile başlayabilir. 

 

Dişin çıkmaya başlamasından sonraki dönemlerdeyse bazı diş restorasyonları dişte lekelenmeye neden olabilir. Bazen dış renklenme olarak da adlandırılan bu durum, büyük ölçüde sigara, içecek ve gıdalardaki pigmentler, antibiyotikler ve demir veya bakır gibi metaller gibi çevresel faktörlerden kaynaklanır. Bu kaynaklardan elde edilen renkli bileşikler, edinilmiş diş pelikülüne veya doğrudan diş yüzeyine adsorbe edilerek bir lekenin oluşmasına neden olur.”

Kaynak: (BHA) – Beyaz Haber Ajansı

Bu Haberi Paylaşın